
2025 yılı Ekim ayında, biz Roma’ya gitmeden birkaç gün önce, şehrin kültürel belleği açısından önemli bir tarihi yer, Carabinieri tarafından kapısına kilit vurularak kapatıldı. 8 Ekim 2025 günü gerçekleştirilen bu operasyonda Carabinieri sadece 2017 yılından beri süren bir davanın sonucunda alınan mahkeme kararını uyguluyordu. Ama bu, aynı zamanda tam 265 yıldır Romalılar ve şehri ziyaret edenler için Roma’nın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş olan Antico Caffè Greco’nun sonu demek oluyordu. Bu bir yıldızın kayışı idi…
Kısaca Caffè Greco olarak da adı geçen, Via dei Condotti No:86 adresindeki bu kafe 1760 yılında, Nicola di Madalena tarafından açılmıştı. Bir Levanten olan di Madalena, o dönem henüz birleşmemiş olan İtalya’daki Yunan asıllı cemaatin bir üyesiydi ve kafenin adı da oradan geliyordu. Kuruluş yılı itibariyle, 1720 yılında açılanVenedik’teki Caffè Florian’dan sonra İtalya’nın en eski ikinci kafesi idi. (Caffè Florian’ı Venedik üzerine yazdığım yazımdan anımsayanlar olabilir. Arzu edenler, Eşi Benzeri Olmayan Bir Şehir… başlıklı yazıma bu linkten erişim sağlayabilirler). Caffè Greco yıllar içinde sadece leziz kahveleri ile değil, üç yüzden fazla sanat eserinin yanında, mermer masaları, kadife kaplı sandalyeleri, altın varak çerçeveli aynaları, belli kısımlarındaki kırmızı renkli kumaş kaplı duvarları ve art deco lambaları ile yaratılan ortamı nedeniyle de ünlendi. Öyle ki, yüzyıllar boyunca her daldan sanatçı ve aydın için bir ilham yuvası ve buluşma yeri oldu. Bir odalar ve koridorlar labirentinden meydana gelen kafenin en önemli salonu olarak adlandırılan Omnibus Odası’nın duvarlarındaki çeşitli plaket, madalyon ve resimler burada hangi ünlülerin tek başına veya dostları ile kahvesini yudumladığına şahitlik ederdi. Bizet, Baudelaire, Lord Byron, Goethe, James Joyce, Nietzsche, Stendhal, Franz Liszt, Edvard Grieg, Antonio Canova, Ibsen, Fellini bu ünlülerden bazıları. Hatta aralarında Buffalo Bill ve Kızılderili Reis Oturan Boğa bile var. Kurduğu metafizik sanat akımı ile sürrealistler üzerinde önemli etkisi olan ve evi de kafenin yakınında olan İtalyan sanatçı ve yazar Giorgio de Chirico da buranın bir müdavimi imiş. Tutkusunu, “Caffè Greco, dünyanın sonunu beklemek için en iyi yer” cümlesi ile ifade etmiş.

Fotoğraf: Laura Itzkowitz, “What We Lose with the Closing of Antico Caffè Greco, Rome’s Oldest Cafè”, The New Roman Times, 16/10/2025.

Tekrar oturup, tarihi havasını solurken kahvemi yudumlamayı çok istediğim Caffè Greco’nun önünden geçtiğimiz bir gece çektiğim fotoğrafı benim için, ülkemizde ve tüm dünyada para hırsı ve aç gözlülüğün yol açtığı tarihi değerlerin, toplumsal belleklerin birer birer yok edilmesinin neden olduğu kasvet duygusunun bir simgesi gibi oldu. Önündeki az sayıda masa ve sandalyeleri kaldırılmış, şemsiyeleri kapatılmış ve karanlık içindeki haliyle belki gece geç vakit her zaman benzer görünümdeydi ama, bu kez bana kolunun kanadının kırıldığı belli imiş gibi geldi. Epeyce de küskündü sanki. “Ben 265 yıl boyunca hayatınızı güzelleştirdim, ilham verdim. Aşıklara, sanatçılara, politikacılara ve aydınlara da sıradan insanlara da kapılarımı açtım. Siz beni feda ettiniz”, der gibiydi. Peki, ne oldu da, İtalya gibi tarih, kültür ve sanat bilinci gerek kişisel gerek kamusal düzeyde yüksek bir ülkede, üstelik 1953 yılında Kültür Bakanlığı tarafından kültürel miras kapsamına alınan bir yerin sonu bu oldu?

miras kapsamına alındığını belirten 27 Temmuz 1953 tarihli plaket

öğrenmek için duvarlara bakmak yeterli idi.
Fotoğraf: Laura Itzkowitz, “What We Lose with the Closing of Antico Caffè Greco, Rome’s Oldest Cafè”, The New Roman Times, 16/10/2025.

sırasında Caffè Greco’da (Şubat 1890)
Kaynak: Wikipedia
Her şey aslında 2017 yılında kira kontratının yenilenmesi sürecinde başlamış. Mülk sahibi olan Yahudi cemaatinin hastanesi Ospedale Israelitico kirayı, söylentiye göre aylık 18.000 Euro’dan 120.000 Euro’ya çıkarmak isteyince, kafenin işletmecisi Carlo Pellegrini ve eşi Flavia Iozzi ile mahkemelik olmuş. Uzun yıllar süren hukuksal mücadele sonunda kafenin kapanması yönünde bir karar çıkmış. Ancak, Şubat 2025 tarihinde Kültür Bakanlığı bir yürütmeyi durdurma kararı çıkarttırmayı başarmış. Böylece, Caffè Greco birkaç ay daha açık kalabilmiş. Bu sırada, gerek basında gerek sosyal medyada yoğun bir destek kampanyası da yapılmış. Sizin de gözünüze çarpmış olabilir. Ancak, sonunda korkulan olmuş ve yukarıda belirttiğim gibi, 8 Ekim 2025 günü kafenin kapısı Carabinieri tarafından mühürlenmiş. Açık kaynaklardan izlediğim kadarıyla, şu anda Caffè Greco’nun akibeti belirsiz. Yahudi hastanesi bir yandan, işletmeciler bir yandan tarihi kafenin yeniden açılacağını belirtiyorlar ancak, bunun nasıl, nerede ve kimin tarafından yapılacağı belirsiz. Bu arada, Il Giornale d’Italia gazetesinin bir haberine göre, kafenin içindeki, kültür varlığı sayılan, 300 parça eser ve antika mobilyayı izinsiz olarak bir depoya taşıyan işletmeci Carlo Pellegrini hakkında da bir soruşturma başlatılmış. Bakalım gelecek günler ne gösterecek? Bana göre, önemli olan Caffè Greco’nun aynı yerde ve aynı anlayışla kapısını açabilmesi.
Yaşamda bir kapı kapanır, bir başka kapı açılır derler ya, beni de uzun yıllar sonra Caffè Greco’da tekrar oturma keyfinin ucundan kaçmış olmasının verdiği hayal kırıklığına karşılık, ilk olarak gittiğim bir başka ilginç kafe mutlu etti. Burayı Roma’ya gitmeden internette görmüştüm. Bazı yabancı blog ve sosyal medya hesaplarından da araştırdım. Bu da, farklı açıdan tarihi önemi olan bir mekânda hizmet veren bir kafe idi.

Museo Atelier Canova Tadolini
(Yanındaki kilise, Sant’Atanasio dei Greci)

girmeden anlaşılıyor
Bu mekân da yine, Antico Caffè Greco gibi, İspanyol Merdivenleri’ne çok yakın. Yürüyerek 4 dakikalık bir uzaklıkta ama, Piazza di Spagna’ya açılan bir başka ünlü sokak olan Via del Babuino No: 150/A adresinde. Adı, Museo Atelier Canova Tadolini. Adından da anlaşılacağı üzere, burası bir zamanlar bir atölye imiş. İsminde, Neo-Klasik dönemin en tanınmış heykeltıraşı kabul edilen Antonio Canova’nın (1757-1822) ve öğrencisi Adamo Tadolini’nin (1788-1863) adlarının olması da bir başka ip ucu. Evet, Via del Babuino ve Via dei Greci’nin köşesindeki bu bina bir zamanlar bu iki sanatçının atölyesi imiş.
Antonio Canova’dan ve onun Galleria Borgehese’deki Venus Victrix heykelinden bir önceki yazımda söz etmiştim. Arzu edenler linki takip ederek okuyabilirler. Canova, günümüzde kafe ve restoran olan Museo Atelier Canova Tadolini’nin binasını 1818 yılında, atölye olarak kullanmak üzere kiralamış. Oturduğu ev de, o zamanlar kendisi gibi sanatçıların atölyeleri ile dolu olan bu bölgede imiş. Canova, Tadolini’nin en yetenekli ve büyük olasılıkla manevi mirasını sürdürebilecek tek öğrencisi olduğunu düşündüğü için ikisinin arasında kuvvetli bir bağ oluşmuş. Aralarındaki iş birliği Canova ölene kadar devam etmiş. Bu süreçte, Canova hem kendi aldığı bazı siparişleri öğrencisine devretmiş hem de eserlerinin Tadolini tarafından, titiz bir denetim altında, kopyalarının yapılmasına izin vermiş.


Antonio Canova (1757-1822)
Galleria Borgehese
Atölye, 1818 yılından 1967 yılına kadar, Tadolini ailesinin dört kuşağı tarafından heykel yapımı için kullanılmış. Bolognalı bir aileden gelen Adamo Tadolini’nin büyükbabasının da (Petronio Tadolini (1727-1813)) heykeltıraş olduğu biliniyor. Bu durumda, ailenin en az yedi kuşak heykeltıraşlık mesleğini, babadan oğula el vererek yaptığı anlaşılıyor.


çalışmalar ve kalıplarla dolu
Kafeye dışarıdan bakınca bile, açık kapıdan ve yukarıdaki pencere önlerinden içerisinin heykellerle dolu olduğu anlaşılıyor. Mekânın içi, birbiri ile bağlantılı oda ve salonlardan oluşuyor. Bunların bazıları bitmiş eserler, bazıları defalarca yapılmış çalışma kalıpları. Hepsi, belli bir kronolojik sıra gözetilmeden yan yana getirilmiş. Buna rağmen, karmaşık gibi gelen bu düzenlemede bile insan, heykel sanatının Neo-Klasik’ten 20. yüzyıla evrilmesini gözlemleyebiliyor.


Mekânda oturma düzeni nasıl, masalar sandalyeler nerede diye sorarsanız, onlar heykellerin elverdiği her yerdeler. Altlarında, yanlarında, heykellerle iç içeler. Epeyce huysuz bir garsonun gözetiminde, birkaç fotoğraf çektim. Negatif tavrı daha çok heykellerin fotoğraflarının çekilmesine değil de, eğer varsa, masalarda oturanların fotoğraflarda çıkma olasılığına karşı idi. Anlaşılır bir şey aslında. Belki daha önce şikayet edenler oldu.


Ekim ayına göre hava epeyce sıcaktı. İçeriyi gezdikten sonra kapının önündeki masalardan birine oturduk. Kahve içerken Via del Babuino’da yürüyenleri, yandaki Sant’Atanasio dei Greci kilisesine girip çıkanları izlemek güzel oldu. Kilise, 1577 yılında Roma’daki Yunan Katolik cemaati için yaptırılmış. Gerek kilisenin adından gerekse kafenin köşesinde olduğu sokağın (Via dei Greci) adından buraların bir zamanlar Roma’daki Yunan kolonisinin yoğun olarak yaşadığı bir bölge olduğu anlaşılıyor.